Shibumi Dojo
Aikido yarışma değildir. Her iki taraf da kazanan taraftır.

 “Aikido bir müsabaka değildir. Her iki taraf da kazanan taraftır. Kazanılan ise karşımızdakinin kalbidir…”aikido-2

Japon filmlerini seyrediyorum son günlerde. Narayama Türküsü, Milarépa, Kanzeon… İnsanlık değerleri üst seviyeye ulaşmış, karakter sahibi, egosundan sıyrılmış, bilgiyi kendine rehber edinmiş kişiler o kadar az ki artık! Japon filmlerinde bulunabiliyor sadece… Adalet, onur, vefa, merhamet, dürüstlük, ahlak, nezaket, hoşgörü gibi insanı “insan” yapan değerlerin yerini kurnazlık, şiddet, yüzeysellik, bencillik, kabalık ve acımasızlığın almaya başladığı hallerimizden rahatsızım ben de… Düşünüyor, düşünüyor, düşünüyorum.

Japonlar savaş sanatı ustalarına “Sensei” diyorlar. “Önce doğan” anlamında…
İki kelimeden oluşuyor: Sen: Bir evvelki, öncelik, gidilmesi gereken yer, yön, birinci sıra anlamına geliyor. Sei: Hayat, yaşamak, yaşatmak, kullanmak, doğmak ve temiz. Çok hoşuma gitti bu sözcük… Varılmaya çalışılan yere sizden önce gelen, oraya kadar öğrendiklerini ve deneyimlerini size aktaracak olan bir usta Sensei…
Geçen hafta  – o şaşırtan fırtınalı günde – Moda’daki Dojo’sunda (Shibumi Dojo)  Uzakdoğu sporları eğitmeni  Sensei Ahmet Kösoğlu ile buluştuk. Sohbetimiz çok uzundu, bu söyleşiye hepsini sığdıramam. Ama ara ara yayınlayacağım konuştuklarımızı… Çünkü sanırım daha çok konuşacağız…

Ahmet Hocam, Aikido nasıl bir karşılaşmadır?

Aikido bir müsabaka, karşılaşma değildir. Aikido bir çalışmadır. Her iki taraf da kazanan taraftır. Kazanmak için rakip ve düşman gerekir. Aikido’da rakip ya da düşman yoktur…  Kazanılan şeyin ne olduğu önemlidir. Yenmeye, ezmeye çalışmak yerine, daha iyi yapma, aklı ve bedeni daha iyi kullanma isteği vardır. Kazandığımız karşımızdakinin kalbidir. Çalışmaya başlarken ve bitirirken tarafların birbirlerine verdiği selamın bir anlamı da “Bedenimi sana teslim ediyorum onu kullan ama bana sağlam teslim et”tir. Çünkü teknik tam olarak uygulandığında siz bildiğiniz düşme, kaçma gibi hareketlerle kendinizi koruyamazsınız, eğer karşınızdaki dikkat etmezse ve de isterse sizi rahatlıkla sakatlar. Başka önemli diğer anlamı ise “Varlığınla beni yükselttiğin için sana minnet duyuyorum”. Bir aikido çalışmasında iki taraf da kazanmış ve beraber hayat yolunda biraz daha ilerlemişlerdir.

aikido2011

Her şeyin kazanmak, yenmek, alt etmek olduğu günümüz dünyasında “Aikido mantığı” işe yarar mı?

Bu sorunun cevabını bize hayat verecektir. İnsan daha çok kazanmak için havayı, karayı, denizi, hayvanı, ağacı, barışı ve kendini kirletiyor.  Doğa kimseyle yarışmaz, rakibi yoktur. Bir verene onlarca verir. Kazanan o ve onunla uyumlu olandır.

“Savaş sanatı” diyorsunuz ama?

Öfke ve kin öldürür. Zayıfsak savaşı durduramayız. Güçlü olmak zihnin güçlü olmasıdır. Sakin olabilmek güçtür. Sudaki ay gibi. Su sakinse ayın aksini görebilirsiniz. Savaşırsanız savaş devam eder.  Savaşta kazanan taraf yoktur, her iki taraf da kaybeden taraftır. Eğer bir güç kullanılacaksa bu güç savaşı durdurmak için olmalıdır. Öldürmeden etkisiz hale getirmek olmalıdır hedef. Gerçek savaş kendimizle, endişelerimizle, alışkanlıklarımızla,  korkularımızla, tepkilerimizle olmalıdır. Savaşta bunları yendiğimizde bakarız ki savaşacak hiçbir şey kalmamış dışarıda. Bu savaşı kazandığımızda her şeyin yerli yerinde olduğunu görebiliriz.
Judo ile Jujutsu arasındaki fark nedir?

Jujutsu  savaş sanatıdır, judo spordur. Judo  yokken Jujutsu vardı.  Dr. Jigoro Kano çok olan jujutsu tekniklerinin içinden sentez yapıp judoyu oluşturdu. Az teknikle daha çok çalışıp daha iyi sonuçlar alan Judo sonradan bir spor oldu. Kaidesi ve kuralları olan müsabakası olan bir spor… Jujutsu bir dönem popularitesini yitirmesine rağmen günümüze kadar gelmiştir.

“Jutsu” nasıl dövüşüldüğünü anlatır.  “Do” kaybeden bir düşmana nasıl davranılır ve kaybettiğinizde kendinize nasıl tutunursunuz’u anlatır.  “Do” yaşam tarzı, “Jutsu” dövüş tekniğidir. Sadece Jutsu yeterli olmayabilir. Do’yu bulduğunuzda Jutsu’yu da bulabilirsiniz. Aynı zamanda  nasıl çalışmanız gerektiğini de…  Ne istediğinizi  bulursanız savaş sanatının yolunu da çok açık görürsünüz. Pek çok şeyi daha net anlarsınız. Eğer bunu yaparsanız Jutsu ve Do arasındaki dengeyi de kurabilirsiniz.  Savaş sanatlarının alt yapısının esaslarını anlamazsanız, savaş sanatları hakkında konuşamazsınız.
Judo olimpiyat sporu aynı zamanda….

Dr. Jigoro Kano, modern judonun kurucusudur. Judo-Seiryoku Zenyo (fiziksel ve mantıksal olarak maksimum etki) prensibini benimsemiştir. Öğretisini Eishoji Tapınağı’nda 1882 tarihinden itibaren öğretmeye başlamıştır. Genel anlamda hanedan zamanı okulların farklılaştığı konuları tek öğreti altında yani Judo başlığında birleştirmiştir. 4 Mayıs1938′de ölümünden sonra öğretisi dünyaca kabul edilmiştir. 1964 yılında judo spor dalı olarak olimpiyatlara dahil edilmiştir.

Judo’nun çocuklara faydası nedir?

Unicef judo için “çocukta bedensel ve ruhsal gelişmeyi tamamlayan tek spordur” der. Çocuk judosunda amaç çocuğun fiziksel kapasite ve yeteneklerinin yanı sıra ruhsal ve sosyal olarak da gelişmesini sağlamaktır. Kazanmak veya kaybetmenin ötesindeki şeyleri öğretir. Teknolojinin çocukların zihin ve bedenlerini olumsuz yönde etkilediği,  insanoğlunun bedensel hareketlerinin her geçen gün daha da kısıtlandığı günümüzde, çocuklarımızın fırsat buldukça egzersiz yapması, bedenlerin ilerki yaşlarda daha kuvvetli ve sağlıklı olabilmesini sağlamaktadır. Çocuğun spora ve düzenli egzersizlere, özellikle jimnastik ve yüzme gibi sporlara başlama yaşı 4’tür.  Judo içinse 5-6 yaştır. Her çocuğun günde en az bir saat kadar fiziksel olarak aktif olması gerekmektedir. Bu şekilde, kalp ve damar, hareket, solunum sistemi sorunları, diyabet gibi daha ileri yaşlarda ortaya çıkma olasılığı olan hastalıklara yakalanma riskinin azaltılması mümkündür…

Uzak Doğu sporları kişiye, özellikle çocuklara ne kazandırır?

Çocukların birbiri ile olumlu sosyal ilişkiler içine girmesini sağlar. Enerjisini doğru yolda kullanmayı öğretir. Kendine güveni geliştirir. Çocuğu stresten uzak tutar. Almış olduğu “do” disiplini sayesinde okuldaki ve hayattaki başarısı artar. Uzak Doğu sporları kişiye sağlıklı bir vücut, dingin bir ruh hali, kendine saygı ve güven kazandırır. Aile ve topluma, sorunlarının ve sorumluluklarının farkında olan, ahlak sahibi bir fert kazandırır. Kazandırdığı mücadele yeteneği sayesinde, sorunlar karşısında yılmayıp sorunu akıllıca çözmeyi öğretir. Bir disiplin sporu olan judo  çocuklara ve gençlere yaşlarına uygun anlamda yardımcı olur. Sorumluluk duygularını geliştirir. Çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimini tamamlar. Eylemlerinin getireceği sonuçların  bilincine varmasını öğretir. Başkalarına ve çevrelerine özen göstermelerini sağlar. Kendi kendilerini denetleme mekanizmalarını güçlendirir. Fiziksel gücü geliştirir ve doğru kullanmayı öğretir. Yakın çevredeki insanlara karşı saygılı olmayı öğretir. Düşünerek ve denetimli davranışı ön plana çıkarır. Özgüvenin güçlenmesini sağlar. Bedensel ve zihinsel enerjiyi bilinçli kullanmayı öğretir. Sürekli ve yoğun yüzleşme yeteneği kazandırır.

Şiddet yanlısı çocuklara judoyu önermeli o zaman…

Tedavi amaçlı önermeli. Şiddet için kullandığı enerjiyi Dojo’da kendini geliştirmek için kullanacaktır.

Kyu ve Dan ne demektir?

Kyu çıraklık seviyesini, Dan ustalık seviyesini belirler. Kyu büyükten küçüğe, Dan küçükten büyüğe derecelendirilir.

Neye göre?

Kyu, talebenin neleri nasıl öğrenebildiğini belli etmek, anlamak için hoca tarafından yapılmış ara testlerden sonra verilen seviyedir. Talebe hocaya  bunun karşılığında bir ücret  takdim eder. Dojo (yol mekanı)’nun üyelik aidatı kadardır en az. Aidat Dojonun giderleri için, Kyu parası ise hocanın refahı içindir. Hoca refah içindeyse talebesiyle tabii ki daha iyi ilgilenecektir. Hoca talebenin eksiğini daha iyi anlayabilmek ve düzeltebilmek için  imtihan eder.  Dan seviyesine kadar getirince “bundan sonra bu işi öğrenmeye başlayabilirsin artık” der. “Okuryazar oldun, sanatı öğrenebilecek seviyeye geldin”. Siyah kuşak öğretinin sonu değil başlangıcıdır. Yani siyah kuşak olunca ilkokulu bitirmiş oluyorsunuz. Kyu ve Dan seviyeleri sadece hoca ile talebe arasındaki ilişkidir. Talebe hocanın gözünde ne seviyede olduğunu bu testlerle anlar. Hoca ise talebenin hangi seviyede olduğunu, neleri tam öğrenip neleri eksik öğrendiğini talebeye daha neler öğretmesi gerektiğini gene bu testler sonucu anlar. Diğer hiçbir kurumu ve insanları bağlamaz bu seviyeler.

Hangi kurum mesela?

Daha yürümeyi bilmezken şimdi benim duvarlarda yan yan nasıl yürüdüğümü, dış ve iç dünyamdaki farkı, sanata başlamadan önceki ve sonraki fiziki değişikliklerimi, olaylar karşısındaki tepkimi, öğretiyi nasıl kullandığımı, özetlersek önceki durumumu ve şimdi geldiğim yeri herhangi bir mercii ölçemez. Sadece benim hocam beni ölçebilir.

Bana bir şey öğreten herkes benim hocamdır. Birçok branşla uğraştığım için tek bir hocam olmadı. Çocukken başlamış olduğum judo sporunu bana sevdiren sevgili hocam  Ahmet Berkol Öktem. O sert mizacını bir çocuk üstünde nasıl kullanıp bana kendini sevdirmiştir hala anlamış değilim. Judo yapamayacak yaşa geldiğimde Aikido’ya başladığım zaman, İhsan Özgün hocamın emeklerinin inkarı nankörlük olur. O dönemde geçirdiği rahatsızlığa rağmen dersleri aksatmayıp benimle çalışmış, bana Aikido’yu sevdirmiştir. Aikido teknikleri kılıçtan çıkmıştır denirdi. Bunu hep merak etmişimdir, bu merak beni bir kılıç ve jujutsu ustası olan Katsuhiko Arai Sensei ile tanıştırdı. 2002’den bu yana kendisiyle beraber gerçek bir savaş sanatı olan Jo jutsu ve kenjutsu çalışmaya başladım. Savaş sanatları üzerindeki sorularım Shinto Muso Ryu Jo Jutsu’dan sonra cevap buldu.Sizin hocanız kim?

jodo japonya030-crop-u10664

Solda Katsuhiko Arai Sensei (Kösoğlu’nun hocası), ortada NishiokaTsuneo Sensei
(Kösoğlu’nun hocasının hocası), sağda Ahmet Kösoğlu Sensei
Shibumi Dojo’da hangi dersler var?
Judo, Aikido, Jujutsu, Kenjutsu, Jojutsu
Karate Japon savaş sanatı değil mi?
Evet o da Japon savaş sanatıdır.
Niye programınızda yok?
Hemen 150 metre ilerimde Hakkı Koşar’ın Karate Salonu var. Çalıştırıcı olarak Ondan daha iyi Karate hocası bulamadım.
Moda işte böyle bir semt… (Gülüşmeler
)

 

Morihei Ueshiba

AİKİDO’NUN DOĞUŞU
1. ESKİ SANATLAR

“Kurucu” Morihei Ueshiba’nin BUDO aşkı öyle güçlüydü ki, gençlik günlerinde ülkede duyulmuş tüm Budo sanatçılarını ziyaret etmiş ve onlardan muhakkkak birşeyler öğrenmişti. Bu öğrenme açlığının etkisinde hayatı değişik geleneklere ait farklı Budo sanatları ile tanışmasını sağlayan bir “hac” seferi gibiydi.

On yaşlarındayken ilk hocası “Kito Ryu Jujutsu” ustası Tokusaburo Tozawa idi. Bir sonraki hocası ise o sıralarda Sakai kentinde yaşamakta olan “Goto-Ha Yagyu Ryu Jujutsu” ustası Masakatsu Nakai olmuştur. Söylediğine göre Aikido’nun temel el ve ayak hareketlerinden bazılarını Nakai’nin yanında çalıştığı bu dönemde öğrendiklerine borçludur. 1903’de Japon ordusunun 61. alayına katıldığında bir süre için Budo çalışmalarına ara verir. Rus-Japon harbinden sonra Mançurya’ya döner ve Hamadera’ya yerleşir. Bu  morihei-ueshiba_5arada boş zamanlarını değerlendirmek için tekrar Nokai’yi bulur. Ueshiba’nin 1908’de bir sertifika aldığı Nakai, ananevi olarak kılıç kullanma konusunda ustalığı ile ünlü Yagyu ailesinden gelmekteydi ve boyu birbuçuk metre civarında olmasına karşın son derece kuvvetli fiziği ile güçlü, savasçı bir ruh taşıyordu. 1916’da da “Daito-Ryu Jujutsu” ustası Sokaku Takeda’dan bir sertifika almayı başarmıştır. Daha sonra görüleceği gibi onun bu geçmisi Aikido ile yakından ilgilidir. 1924 ve 1925’te Morihei Ueshiba’nın araştırmalarını Kargi’da (firlatılamayan bir çesit mızrak) yoğunlaştırdığını ve ustalaştığını görüyoruz. Bu dönemde labut, kargi, mızrak, jo gibi silahlarla uzun araştırmalar ve sayısız vücut hareketi denemeleri yapmıştır. IRIMI (GİRİŞ) tekniği üstadın bu dönemi ürünüdür. 1910 ile 1925 yılları arasında özellikle yoğun olarak eski Jujutsu’yu incelemiştir. O, bu geleneksel “ryu” ları (gelenekler) incelememiş olsaydi, Aikido hiçbir zaman doğmayacaktı. Aikido tüm eski geleneksel budoların dinamik bir ifadesi olarak çağdaş dünyaya sunulmuştur.

2. KURUCU’NUN 86 YILLIK EMEĞİ

Budo’nun bir çocuk zihninde uyandırdığı ilk kıvılcım…

“Kurucu” Morihei Ueshiba, Kasım 1883’de Japon ana adasının merkezi-güneyinde, şimdilerde Wakayama olarak bilinen Kii eyaletinin Tanabe şehrinde doğmuştur. 14-15 yaşlarına kadar oldukça kısa boylu cılız olan bu çocuk güçlü inançları ile diğerlerinden kolayca ayrılabiliyor, daha 10 yaşlarındayken bile için için Budo’ya ilgi duyuyordu. 12 yaşlarındayken babası, yerel konsey üyesi Yoroku, köylerinin en belirgin şahsiyetiydi. “Şehrin zorbaları” diye adlandırılan, babasının siyasi muhalifleri, sık sık tartışmak için evlerine gelir; bazen de bu tartışmalar oldukça kızışır, çirkin hakaretlere, bağırışlara dönüşürdü. O günlerde Küçük Morihei ruhunun bu tartışmalarla dağlandığını hissetmekte ve ne pahasına olursa olsun kuvvetlenip günün birinde bu saldırgan ruhlu insanları evlerinden dışarı atacağına yemin etmektedir.

Genç bir asker…

1901’de, 18 yaşında, bu yolda ilk adımlarını atmaya başlamıştı ve büyük bir tüccar olmak amacıyla Tokyo’ya gitti. Geceleri “Kito Ryu Jujutsu” dersleri alarak tüm gün boyunca toptancılar caddesinde çalışıyor, firsat buldukça politik konuşmaları da izliyordu. Bununla beraber beri-beri hastalığına yakalanarak evine dönmek zorunda kaldı. Bu firsattan istifade günde dört kilometre yürüyerek vücudunu güçlendirme çalışmalarına başladı. Bu, onbeş- yirmi gün sürdü, aslında koşmaya, yavas yavas güçlenmeye de başlamıştı. Eskiden bir balya pirinç kaldıramazken şimdi tek koluyla iki balya kaldırabiliyordu. Yirmi yaşına geldiğinde görünüşü hayli değişmişti. Boyu hala kısa olmasına rağmen sıradan insanlara göre oldukça güçlüydü. Ancak bununla tatmin olmuyordu. Yagyu-Ryu Jujutsu eğitimi görmek üzere Sakai’ye gitti. Bu sırada balıkçılık öğrendi ve köyünün yıllardır sürmekte olan bir sınır problemini halletti. Bu başarısı ile çevresinde tanınmaya başladı. Artık babası için başağrısına dönüşen işleri de o çözmeye başlamıştı.

Tam delikanlılığını yaşıyordu. Bükülmez bir ruhu, yorulmak bilmez bir çalışma gücü vardı. Eğer başkaları diğerlerinin iki misli çalışıyorsa o dört mislini yapıyordu. Başkaları 40 kg. taşıyorsa o 80 kg. taşıyordu. Onun tezcanlı huyu kendisini yerel bir “pirinç keki pişirme” yarışmasında gösterdi. Bu yarışmada dev bir kepçe dolusu pişmiş pirinç taştan oyulmuş yine dev bir çanağın içine koyuluyor, sonra tahtadan yapılmış çekiç benzeri uzun başlı, iri bir balyozla dövülüyor; bir yardımcı da bu arada çanakta dövülen pirinci karıştırıyordu. Dövülen pirinç bir süre sonra lastik kıvamında bir maddeye dönüşüyor, dışarı alınarak düz bir kapta yenilmesi için soğutuluyordu. Balyozun garip, uzatılmış şekli, ağırlığı ve karışımın soğumadan istenilen kıvama gelmesi için gerekli darbeyle dövülmesi gereği ortaya zorlu bir yarışma çıkartıyordu. Yarışmada on tane güçlü rakibi olmasına rağmen hepsini yendi, hatta sonunda taş çanak kırıldı. Katıldığı diğer yarışmalarda da aynı sonuca ulaşınca artık halk yarışmaya katılıpta çanaklarını kırmasın diye ona şeref misafirlerine uygulanan biçimde çay, kurabiye ikram edip yarışma sahalarından uzak tutmaya çalışıyordu.

Ülkesi ile Rusya arasında durum gerginleşmeye başladığında derhal askere yazıldı ve Wakayama alayına katıldı. Sıradan bir piyadeyken dahi eğitimde gösterdiği başarılar tüm komutanlarının dikkatini çekmiş, terhisinde gönüllü subay olarak askere devamı için ve askeri akademiye alınmak üzere davet edilmiştir. Sadece 157 cm.’lik boyuna karşın yapısı 81 kg. ağırlığı ile bir tank gibiydi. Askerlik eğitimi süresince koşu, atletizm, jimnastik gibi yarışma ve eğitimlerde hiçbir zaman ikincilikle yetinmemiştir. Savaşta ise askerlik normal zamanın iki katı zordu. Pek çok asker bu ağır eğitimin altında ezilir geri hizmete alınır, o ise daima bölüğün en önünde yer alır iki hafta üç kişinin teçhizatını taşırdı. Mançurya muharebelerinde son derece büyük yararlılıklar göstermiş ve pek çok kez gösterdiği kahramanlıklarla birliğini tehlikelerden kurtardığı olmuştur.

Askeri akademiye katılmayı reddetmesine rağmen sıradan bir hayata da dönmek istemiyordu. Siyasi faaliyetlere ağırlık verdi ve köyünde bağlı bulunduğu Tanabe bölgesinin liderliğine yükseldi. Bu arada o sıralarda yeni yeni başlayan Judo sanatı ustalarından Kiyoichi Takagi onu ziyaret etmişti. Ueshiba ona şehrin gençlik kulübünde bir yer vermiş, gençlerden kurulu bir öğrenci kadrosu kurmuş ve öğretmenlik yapmasını sağlamıştır. Takagi daha sonraları 9.dan’a kadar yükselmiş, bu arada Ueshiba’da Judo üzerine oldukça detaylı ve derinlemesine araştırma yapma olanağı bulmuştur. Fakat sonra belki de askerlik hayatının yorgunluğundan baş ağrısından kıvrandıran garip bir hastalığa yakalanarak yatağa düşmüş ve altı ay kadar kalkamamıştır. Daha sonra 1910 yılı baharında her nasılsa tamamen iyileşmiş, yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır. Bu tarihte o devirde geri kalmış, yarı yabanıl bir bölge olan Hokkaido’ya yerleşmek için başvurmuş ve 1911’de bir öncü kafilesinin lideri olarak, ülkenin bu bölgesini kalkındırmak, tarıma ve imara açmak için Kitami eyaletinin Mombetsu kenti, Shirataki bölgesi civarına giderek oraya yerleşmiştir. 30’lu yaşların enerjisi ile eski sağlığına artık iyice kavuşmuş olarak yine eskisi gibi bu defa at sırtında kış şartlarında sık sık patlayan dondurucu fırtınalara rağmen bütün gün iş yerine, tarlalara, araştırma için dağlara gidip gelmekteydi. Bu arada tecrübeleri içine aşırı soğukla mücadele ve soğuğa direnç de katılmış oldu. 1911’de, bu meşakkatli yolda Shirataki’nin Kamiyubetsu bölgesinin bir numaralı konsey üyesi seçildi. Yetlesen öncüleri desteklemesi amacı ile valilik bürosu ile sürekli irtibata geçerek belediye başkanı Uratora Kanashige’yi yüreklendirdi. Bölgeye demiryolu inşaası için bir dernek kurdu ve sonunda bunu da başardı. 1912’de 65 km²’lik Shirataki bölgesinde halkın kendi isteği ve oyuyla “Shirataki’nin kralı” ilan edildi.

Yerleşenlerin gözetimi…

Daito Ryu Jujutsu Sokaku Takeda Hokkaidoda idi. Bölgenin geliştirilmesi faaliyeti yolunda gidiyordu ve Ueshiba büyük bir zevkle Takeda ile çalışabilecek zaman da buluyordu. 1915’de 32 yaşındayken Engaru’da Hisata otelinde Sokaku Takeda ile tanışma imkanı bulmuş ve bir süre sonra Takeda “Son derece yeteneklisin seni ögrenci olarak seçtim” diyerek ona ders vermeye başlamıştır.

Daito Ryu Jujutsu’nun uzun bir tarihi vardır. Dokuzuncu yüzyılda İmparator Seiwa prenslerinden Sadazumi tarafindan başlatılmış, zamanla geliştirilmiş ve zamanımıza kadar getirilmiştir. Derinlemesine bir teorisi ve müthiş tekniklere sahiptir ve Morihei’nin büyük saygı duyduğu Sokaku bu konuda gerçek bir ustadır. Bu ziyaretinde Sokaku Takeda hiç umulmayacak şekilde otelde bir ay kalmış ve tüm vaktini Morihei’nin eğitimine ayırmıştır. Daha sonra, 1916’da onu evine davet etmiş, uyarılarını nasihatlerini dinlemiş ve ona büyük bir saygıyla hizmet etmiş, ona yemek yapmış onu yıkamış hatta ona yeni bir ev inşa etmiştir.

Takeda son derece sert mizaçlı bir adamdı ve öğrencilerinin en küçük hatasını bile affetmez onlara olmadık eziyet ederdi, ancak Morihei buna aldırmaz yemeği, yorgunluğu unutur tüm dikkatini derslere verirdi. Bu gerçeğin bugünkü Aikido ile yakın ilişkisi vardır.

O zamanlarda budo dersi gören öğrenciler öğrendikleri her teknik için öğretmenlerine üçyüz ila besyüz Yen (bir Yen yaklasik yarım Dolar) civarinda bir ücret öderdi. Buna ek olarak o hocasına odun kesmekte, su taşımaktadır. Eğitimin sonunda ailesinden ona kalan tüm sermayeyi bu eğitime harcamış bitirmiştir.

Babasının hastalığı…

1919’un baharı sonlarında babasının çok hasta olduğuna dair bir telgraf alır ve bunun üzerine herşeyini hocası Takeda’ya hibe edip Hokkaido’dan ayrılır. Hokkaido onun önderliginde çok ilerleme göstermişti. Demiryolu yapılmış, okullar açılmış ve Morishei sosyal prestij, mal ve mülk sahibi olmuştu ancak bunlar onun gözünde birşey ifade etmiyordu. Düşüncesinde “acıveren, meyve veren egzersizler, çalışmalar” vardı. Hokkaido’dan gittiği gibi geri dönmekteydi, varlıksız ama dipdiri, canlı bir ruhla.
Ayabe’de çalışmalar…

Tren evine ulaştığında ilk duyduğu şey Omotokyo adında yeni bir dinin lideri olduğu söylenen Wanisaburo Deguchi’den bahsedildiğiydi. Morihei babasi için yapılabilecek en iyi şeyin Omotokyo dininin merkezi olan Ayabe’ye gidip, babasının sağlığı için rahiplere başvurmak olduğunu düşündü. Küçüklüğünden beri ruhani olaylara, dinlere büyük ilgi duyar, ailesi de onu desteklerdi. Yedi yaşındayken Jizoji tapınağında rahip Mitsujo Fujimoto’dan ders almış; on yaşındayken de Akitsu köyündeki Homanji tapınağında Zen Budizm üzerine eğitim görmüştü. Yaşı daha ilerledikçe ruhsal gıda arayışı daha da artmış, karşılaştığı her yerde eğitimine devam etmiş, rahiplere türlü şeyler danışıp nasihatlerini dinlemiştir.

Esas nedeni babasının hastalığına çare bulmaktır ama rahip Deguchi’yi dinledikten sonra ruhunun derinliklerinde birşeylerin sıkıştığını hisseder. Tekrar Tanabe’ye eve döndüğünde babası artık hayatta değildir. Ömründe en sevdiği insanın ölümünü karşılarken içinden de manevi kilitleri kırmaya, çalışmalarını ilerletip budo’nun sırrına ulaşacağına yemin etti. Bu olaydan sonra yaşantısı tamamen değişti. Bazen beyaz bir giysiyle bir kayanın tepesinde oturuyor, bazen bir dağın tepesinde diz çöküp dua ediyor, sürekli Shinto dualarını okuyordu. Onu tanıyanlar son derece endişeliydi ve delirdiğine hükmediyordu. 1919 sonlarında Deguchi’yi hatırladı ve ailesini de toplayarak Ayabe’ye taşındı. Kalbini aydınlatan ışığı bulmuştu. Ayabe’de dağ eteğinde bir eve yerleşti ve 1926’ya kadar bir taraftan Jujutsu teorisi üzerinde yoğunlaşırken bir taraftan Deguchi ile fiilen çalıştı.

Deguchi ile Moğolistan’a yolculuk…

Deguchi’nin düşleri insan ve tanrı aşkının birliğinden doğacak dini temeller üzerine kurulu bir ahlak dünyası ve Mogolistan’da kurulacak tüm yeni dinlerden güç alacak, eski din ve uygarlıkların esiri olmayacak özgür bir krallık üzerineydi. Bu amaçla Deguchi Koreden Putlenchiao ve Çinden Taoyiian Hungwantzuhui dinleriyle irtibat kurdu. 1924 baharında yanına Masumi Matsamura ve Ayabe’deki Shounkaku Mabedi’nin kurucusunu alarak Moğolistan’a bizzat gitmeye karar verdi. O sıralarda Deguchi Omotokyo skandalına karışmıştı (İmparator’a saygı gösterilmemesi hakkında). Bu nedenle hareket gizlilikle yürütüldü ve 13 Şubat 1924’te 3.28 treni ile hareket ettiler. Morihei de onlara Tsruoka’dan katıldı ve Mançurya, Mogalistan seyahati başlamış oldu.

Başarısızlık…

Grubun hedefi önce Mukden’e gidip orada Chang Tso-Lin’in bir generali olan Chan-k’uei ile buluşmak ve onun yardımıyla Moğolistan’a sızmaktı. Fakat o günlerde Çin’in içinde bulunduğu sorunlar nedeni ile grup kendini tamamen yardımdan uzak ve aranmakta olan suçlular durumunda buluverdi. Ne doğru dürüst yol ne de yiyecek birşeyleri vardı. Yapabildikleri tek şey düşmandan kaçmaktan ibaretti. Tüm bu eziyet dolu beş aylık yolculuk sırasında Morihei, Deguchi’ye eşlik etti ve onun kaderini paylaştı. Bir gün yerel kuvvetlerden oluşan bir birliğin eline tutsak düştüler ve iç çamaşırlarına, ayakkabılarına varıncaya dek herşeylerine el kondu. Kaba kumaştan bir çaput giydirilip zincire vurularak bir hapishaneye atıldılar. Morihei’nin davranışları askerlere çok değisik gelmişti, o nedenle ona biraz farklı muamele ediliyordu. O ayağındaki prangaya ve piloriye (ortaçag’da kullanılan, ahşap bir cendere) bağlı olmasına rağmen gülümsüyordu. Morihei infaz alanına giden yolda korkusuzca, sanki günlük hayatındaymış gibi yürüyordu. Bu duygu diğerlerine de geçti ve hepsi korkularını unutarak kaderlerine razı oldu. Ancak büyük bir şans eseri o gün Japon elçisi Chenkiatum devreye girerek onları ölümün pençeleri arasından çekip çıkardı. Uzun çabaların sonunda Japon hükümeti onların affedilmelerini ve ülkelerine iadelerini sağlamıştı. 25 Temmuz 1925’te ülkelerine döndüklerinde muzaffer generaller gibi karşılandılar.

Planlarının suya düşmesine karşın Morihei kendine saygı, karakter ve disiplinini deneme imkanı bulduğundan mutluydu.

Ayabe’ye döndüklerinde Morihei kendini önceki hayat düzenine ve özellikle budo’nun sırrı üzerine derinlemesine çalışmalara adadı. Ayabe dağı ona çalışmaları için mükemmel bir ortam sunuyordu. Yedili-sekizli gruplar halinde süngerleri ağaçlara dairesel olarak asıyor bir kargıyla değişik vücut haraketleri üzerinde çalışarak hedeflediği süngerleri deliyordu. Bu vücut ustalıklı hareketleri de o sırada yanında bulunan birkaç öğrencinin hafizasına kazınırcasına işlenmekteydi.

O sıralarda Ayabe oldukça sakin bir köydü. Geceleri sansarlar, tilkiler sıklıkla köye gelir, pek çok iş nüfusun azlığından dolayı imece usulü ile yapılırdı. Bu çalışmalarda Morihei tanrı vergisi gücünü köylülerden saklayamamıştır. Bir keresinde 15-20 cm. çapında bir çam ağacını elleriyle sökmüş, on kişinin yerinden kımıldatamadığı bir kayanın yerini değistirivermiştir. O, çalışmasına tanık olan pek çok kişiyi hayretler içerisinde bırakır. “İnsan vücudunun içinde olağanüstü ruhsal bir güç olduğuna inanıyorum” derdi.

23 Kasım 2012 tarihinde yapılan Aikido semineri farkı…

 

23 Kasım 2012 tarihinde yapılan Aikido semineri farkı…  Taijutsu; kılıç tekniklerinin kılıcın elde olmadığı zaman da elinde kılıç varmış gibi yapılan halidir. Teknikleri kılıçla yapınca tekniğin çıkış yeri ve yapılış sebebi (Omote veya Ura’sı) daha iyi anlaşılır. Temeli kılıca dayanan Aikidoda kılıç önemli bir ölçüdür.

Seminere katılan Aikidokalara teşekkür ederim.

Kenjutsu ve Aikido birbirini tamamlar.

Kılıç, savaş sanatlarında merkezdir.

15 – 16 Ocak 2012 tarihinde Bursa Suigetsu Dojo’ da bir Ahmet Kösoğlu Aikido ve Jujutsu seminerinden kareler

15 – 16 Ocak 2012 tarihinde Bursa Suigetsu Dojo’da bir

Ahmet Kösoğlu Aikido ve Jujutsu seminerinden kareler



Emre Baydaş hocayı, Aikido’nun yanı sıra Bursa’da başlattığı Brazilian Jiu-Jitsu ve MMA karışık savaş sanatları

(Mixed Martial Arts) çalışmaları ve başarısı için tebrik ediyorum.

Miniklerin ve gençlerin Aikido çalışmaları seyre değerdi.

Bursa Jujutsu takımı seminer sonrası hatıra fotoğrafı

Daha iyi bir gelecek ve daha güzel bir dünyada yaşamak için kendimizi geliştirmemiz gerekir.

Kendimizi geliştirirken bizimle beraber olan, gelişmemize yardım eden tüm dostlarımıza sevgiler.

Işık Üniversitesi Şile Kampüsü’nde Kenjutsu ve Aikido çalışmaları başladı.

1996-97 öğretim yılında Maslak Kampüsü’nde eğitim ve öğretim hayatına başlayan Işık Üniversitesi; amacını “Esnek yapılanmayı, dinamizmi, modern altyapıyı, uluslararası düzeyde uzmanlaşmayı ve katılımı ilke edinmiş, bu çerçevede; öğrenerek araştırmasını bilen, kendini geliştirme yolunda eleştirel düşünme yeteneğini kazanmış, çağdaş değerlerle donanmış, çeşitliliğe açık ve lider kişilikli bireyler yetiştirmek” olarak tanımlamaktadır. Bu sebeple Işık Üniversitesi, kuruluşundan bu yana savaş sanatları ve mücadele sporlarına önem vermiştir. Öğrencilerin enerjilerini doğru yolda kullanmak, hayattaki mücadelelerini kolaylaştırmak, kişiyi beden ve ruhen sağlıklı bir şekilde yarına hazırlamak amacı ile Maslak Kampüsü’nde açtığı Dojo’da; Judo, Aikido, Jujutsu branşlarında öğrencilerine sunduğu imkânlarına bu kez de Türkiye’de sadece Shibumi Dojo’da çalışılan Kenjutsu’yu (Japon Kılıç eğitimi) da eklemiştir.

Horikoshi Sensei, Aikido Dostluk Semineri ardında, sevgi ve dostluk bıraktı.

Aikido Horikoshi sensei semineri 2011 25 -26 –  27  Mart 2011 tarihlerinde yapılan Horikoshi Sensei Aikido Dostluk Semineri’ne Türkiye’nin yanı sıra Japonya, Rusya ve İran’dan katılan Aikidokalar ile toplu halde çalışıldı. Derslerinde kılıç çalışmasına önem veren Horikoshi Sensei, Aikidoda kılıç çalışmasının önemine değindi. Ülkelerinde meydana gelen üç büyük felakete rağmen söz verdikleri için Türkiye’ye gelip bu güzel semineri gerçekleştirdikleri için Horikoshi Sensei ve Arai Sensei ve Yoko Sensei’ye gönülden teşekkür ederim.

info@shibumidojo.com